Gönderen: esraycr | 28/01/2010

SEVGİNİN UZUN ÖMÜRLÜ OLMASI İÇİN…

Sevme fıtratı üzerine yaratılıyoruz ve sevgiyle de büyüyoruz. Bunun sonucu olarak sevgimiz bizde yükmüş gibi ,onu hemen birilerine gözü kapalı dağıtıyoruz. Görünenlerden öte , görmek istediklerimizi görüyoruz çoğu zaman…

(Düşündüm taşındım bu konuyla ilgili..  Biraz karalayayım bir şeyler dedim.. :) )

Seviyorsunuz, aşık oluyorsunuz, evleniyorsunuz.. Ve maalesef ayrılıklar, tartışmalar zamanla boy gösteriyor.Bunun en büyük sebeplerinden biri sadece severek bir ilişkiye başlamış olmak..Evet evet sadece sevmiş olmak…

Sevginin önemi bence  bir ilişkide yüzde kırktır.Bu konuda hak vermeyenleriniz olacaktır tabi ki.. Sevgi öyle bir şeydir ki, çoğu zaman gösterilemez.. Çoğu zaman anlatılamaz..Çoğu zaman şüphe edilir ve kızgınlık, üzüntü gibi durumlarda çarçabuk göz ardı edilebilen bir şeydir..Bu kadar çabuk rencide ettiğimiz bir duyguyla bir ömür geçer mi ki…Nasıl güvenilir böyle bir duyguya..

Dedik ki, yüzde kırk sevgi..Ya geri kalanı?

Diğer kısmı ise kişisel özelliklerimize, inanışımıza , hayata bakış açımıza, doğrularımıza, ailemize , hatta çevremize göre şekillendirmeliyiz.

Diğer kısmı oluşturacak kriterler şunlar olabilir :Ahlak, efendilik , yakışıklılık_güzellik , espritüel kişilikte olması, sohbet edebilme yeteneği olması , üslubu , tavrı, duruşu, görgüsü, kültürü, bilgisi,mesleği  ve daha bir sürü şey..

Mesela, çok güzel konuşabilen birisini sevmişsinizdir.. Öyle ki sabahtan akşama kadar konuşsun dinleyim diyebilirsiniz..Sevginizden şüphe ettiğiniz an onun bu özelliği sizin dikkatinizi çekerek , sizi tekrar kendisine  bağlayabilir..  ;)

Anlatmak istediğim , cansimitidir  bu diğer özellikler..Sevginizi pekiştirmeye yeter..Sevme duygunuzdan şüphe etseniz bile, onunla  zaman geçirmeye tahammül etmenizi sağlar..  ;)  :D

Gönderen: esraycr | 25/01/2010

HER YERDE KAR VAR….

Tomografi  ve röntgen sonuçlarını , doktorun elinde görmeye alışmışız..Fakat bugün pencereden bakarken bir şey dikkatimi çekti.Çocukların ellerinde bir sürü röntgen ve tomografi var..Siyah siyah kocaman sonuçlar..Ne yapacaklar diye düşünürken ,bir baktım yere koyup üzerinde kaymaya başladılar..On yıl düşünsem aklıma gelmezdi bu tabloyu göreceğim..  :D

Bizim zamanımız da tahtanın,atkının, poşetin ,kitapları koymak için kullandığımız klasörün,leğenin üzerinde kayılırdı.Ben bu yolları pek tercih etmedim.Ablam beni yere çömeltir, ellerimden tutarak kaydırırdı.Sonra ben onu kaydırırdım.(Atkının üzerinde de bir kere kaymıştık,fakat annem kızdığı için bir daha kayamadık )Fakat kışın kaymak güzel değil.En güzeli yaz ayında kaymak..Nasıl mı kayıyorduk? Ayçiçeğin içindeki çekirdekler çıktıktan sonra kalan kısım alınır.(Üç beş tane yetmez ama, on beş _  yirmi tane lazım ) Onlar alınıp yere bir güzel sürtülür.İçinden yapışkan ve kaygan bir madde çıkıyor.Fıstık gibi kayıyorsunuz sonra.Fakat kokusu pis oluyor birazcık,hele de güneş vurunca..Biz hep küçükken yazları bunu yapardık.

Annem de bugün anlatıyor, onlar çocukken tahta çantaların ,lastik tekerlerin,tahta domates kasalarının  üzerinde kayarlarmış… 

Zaman ilerledikçe daha ne kayış teknikleri çıkacak kim bilir… :D :D

Gönderen: esraycr | 24/01/2010

Eski Bizler…

Can sıkıntısına en uygun çözümü çocukken bulurduk.. Bağırırdık arkadaşımızın penceresinin altında…

Esra : Ayşeeeeeeeeeeeeeeeeee…………  (Pek zil kullanılmaz çağırışlarda… )

Ayşe: (Pencereyi açar ) Dur geliyorum hemen kapının önüne…  (Elinde oyuncaklar…. )

Sonra, merdivenlere bir güzel evden getirilen, kilim ya da  paspas tarzı bir örtü serilip başlanır oyuna.. Sabah saatlerinde kahvaltıdan sonra başlayan oyun, Akşama kadar sürer..Bazen direğin ışığında bile oyuna devam edilir..

Hep çocuklar toktur, açlık nedir bilmezler..Bu sebepten dolayı yemek için eve gel cümlelerine…‘Anne ben tokum’ denir… Anneler ısrar eder..Gel artık hava karardı,yeter bugünlük bu kadar….Çocuklar ise tamam birazdan geliyorum der.. (Biraz dediği en az bir saat sonradır…Tabi o arada anne üç beş defa daha eve gel diye seslenir )

Sonunda eve gelen çocuğun yemekten önce yemesi gereken bir yığın laf vardır..Gel deyince neden gelmiyorsun ? Saat kaç oldu? Bir daha dışarı çıkmak yok..

İşte bir günümüz eskiden böyle geçiyordu..Canımız sıkıldı dediğimiz an çözümümüz hazırdı..Belki hep aynı tarz gibi gözükse de çözüm yolu, alınan tat hep farklıydı..Sonuç ise hep aynıydı,can sıkıntısı çoktan geçmişti..

Büyüyünce can sıkıntısı için çözüm bulunamıyor..(Belki pencerenin altına gidip çağıracak arkadaşımızın olmayışındandır.. : ) )Bulduğumuz en güzel çözüm ise internet,(kitap okumak diyeceğim bazılarımız bunu dener ama benim canım daha çok sıkılıyor kitap okuyunca itiraf ediyorum) telefonla mesaj yollamak,müzik dinlemek  ya da televizyon izlemek.. Fakat bunların hepsi de Can sıkıntısını tam olarak geçirmez..

Sonuç : Problemlerimizi küçükken daha mı iyi çözüyorduk ne…  ; )

Gönderen: esraycr | 22/01/2010

Yolculuk anında….

Şuan otobüsteyim..13 saatlik yolculuğum başlamış durumda.. Canım sıkılıyor,uyuyamıyorum diğer kardeşlerim gibi, napayım?

Telefonumla ilgileniyorum..Biraz arkadaşlarımla yolda mesajlaşayım dedim.Bu telefonun açık olma durumuna karşı otobüs yetkilileri çok hassas..Ben de telefonumu kapatmıyorum.. :) saklama ihtiyacı da duymuyorum.. Aleni mesajlaşıyorum.(Ta ki on dakika sonra uyarı gelene kadar..)

Muavin yanıma geldi, geçen sefer ki meslektaşı gibi taa kapının oradan ,’ telefonu kapat’ diyip herkesin içinde beni rezil etmedi..(Ben üçüncü sırada oturuyorum… Adam ta kapının önünde… )Ben de tartışmak zorunda kalmadım : )

 Bu muavin, Yanıma geldi, ben sizin kadar rahat telefonumla uğraşabiliyor muyum dedi? Ben de dedim ki, benim işim yok sizin var uğraşamazsınız tabi ki dedim.Kapatabilir misiniz peki telefonunuzu dedi. Ben de dedim ki , az önce telefonla konuşuyordunuz sizin de telefonunuz açık..Otobüs sizin telefonunuzdan etkilenmiyorsa benimkinden de etkilenmez diyince ben….Peki ben telefonumu kapatsam siz de kapatır mısınız dedi? Ben de tamam dedim..Telefonunu kapatıp bana ekranını gösterdi . Bende bunun üzerine telefonumu kapattım mesajlaşmayı bıraktım. İnternet olayına geçtim : ) Peki neden otobüste telefonlar kapatılmalı ? Bir çok firma sessiz konuma alın derken neden bazıları illa ki kapatın diyor ? Bileniniz varsa anlatsın bana…

Gönderen: esraycr | 12/01/2010

Gözden uzak olan gönülden de uzak olur mu?

Gözlerimin  önünde olabilirsin…

Seslensem, duyabilecek kadar yakınımda olabilirsin…

Elini uzatsan dokunabileceğini bilirsin…

Ama bu yakın etmez ki seni bana…

‘’Düşüncelerimden uzaklaşmışsan,’’

İşte o zaman ‘’hayal bile edemeyeceğim kadar’’ uzağımdasın demektir…

Ya da…

Aramızda kilometreler olabilir…

Seslenmeyi bırak , çığlık atsam duy(a)mayabilirsin…

Düşüyorum desem, ellerimi uzatsam ,ellerimi tutamayacak kadar uzağımda olabilirsin…

Ama bu uzak etmez ki seni bana…

Halen ‘’düşüncelerimde  varsan..’’

Hiç uzaklaşmamışsın, hep yanımdasın demektir…

Gönderen: esraycr | 07/01/2010

İğrendiğim Yıl… 2009…

Hayatımın en mutsuz yılıydı iki bin dokuz..Öyle ki, üst üste bunun gibi  ÜÇ – BEŞ  yıl daha yaşasam, yaşamaya dair umutlarım tükenirdi.. Aslına bakarsanız yılın bir suçu yok..Sadece bir çok şey üst üste geldi aynı zaman diliminde …

Keşke yazının giriş cümlesini okuyan, bir çok kardeşimizin aklına geldiği gibi sebep ‘sevgili’ filan kökenli olsaydı..

İki bin dokuzda ne yaşadı bu kız da çileden çıktı derseniz..

İftira nedir ilk defa İki bin dokuzda gördüm.. Yalan yere suçlanmak nedir? Kendini ifade edememek nedir? Geceleri uykusuz kalıp ağlamak nedir?  En sevdiklerinden zarar görmek nedir? Can nasıl yanarmış bu yıl öğrendim..Fakat yine de kimselerin canını yakmamaya çalıştım…. Özür de dilense, af da dilense insanın içindekiler tamir olmuyormuş anladım..

Ne gelirse insana yakın çevresinden gelir derler ya..Gerçekten de öyleymiş bunu anladım.. Güvenmemek lazımmış..Sır vermemek lazımmış kolay kolay…

Fakat her zaman ayakta kalabilecek gücü buldum kendimde..  Yaşadıklarım acı olsa da… Dayanamam dediğim her anda ne kadar dayanıklı olduğumu gördüm.. Okulumu bile bırakayım diye düşünürken, kendimden bile vazgeçeyim derken.. Her şeyi sileyim bir kenara atayım derken.. Hepsinin de üstesinden geldim,gelebildim…Allah ‘a şükürler olsun….

Kimsenin ne dediğini umursuyorum şimdilerde, ne de yapıp ettiğini..Benim için doğru olanı yaptım şu yaşıma kadar, halen de öyle devam ediyorum..  Ben kendimle ve doğrularımla mutluyum…

Not: İki bin dokuzun bana en güzel öğrettiği şey, ‘’güvenmeyeceksin’’

Gönderen: esraycr | 04/01/2010

Aklı başında kız olduğumu herkes bilir ama…

Mantıklı , sabırlı olup dünya’nın kahrını çekeceğine…
Saçmalayıp, mantıksız olup dünya senin kahrını çeksin…

Bu taktiği uygulamak insanın ruh durumunu iyi yönde etkiliyor..Tasasız gamsız,nasıl algılanacağını düşünmeden davranmak.. Ağzından çıkanları içinden geldiği gibi söylemek..Çok kafa yormamak.. Herşeyden bir anda kendini soyutlamak..Umursamamak..

İtiraf ediyorum, dün ki kadar hiç saçmaladığımı hatırlamıyorum…Öyle ki, kaldırıma bağdaş kurup şarkı söylemek, suyu azalan yeşil ırmağın ortasında piknik yapmak bile normal ve gülünesi geldi… Diyorum ya umurumda değildi hiçbir şey..

İki kavram vardı..
İnsanlardan bana ne… Benim yaptıklarımdan sana ne…

Yani anladım ki, insan gülmeyi özlemişse her şeye gülebiliyor.. Konuşmayı özlemişsen her şeyi anlatabiliyorsun(okuldaki derslerini bile ) Sus diyen bir arkadaşın da yoksa.. Senin bu halin de çekilebiliyorsa.. Ohh senden keyiflisi yok..

İstediğin yöne yürü..Kaybolmayı düşünmeden.. Ayaklarının altı acıyacak, dalağın batıp nefesin kesilecek kadar.. Yaaa kendini bile takma…

Anlam vermeye de çalışmıyorum hiçbir şeye… Zaten yaptığım her şey anlamsızdı.

İlk defa bu kadar duyarsız oldum..Kendi kendime garip geldim ilk başlarda, mantıken hayır böyle olmamalı diyordum..Sonrasında ise, mantığımı diskalifiye ettim..İçimden ne geliyorsa onu yaptım..

Gülünmeyecek saçma sapan bir sürü espri… (Mesela , kurbağa , yılanın ağzından içeriye girmiş peki ne demiş? Uzun ince bir yoldayım gidiyorum gündüz gece demiş… )

Not: Bunu yapacaksanız, yanınızdakiler güvenilir olsun :D Yoksa bir andaki köklü değişikliğe çevreniz farklı anlamlar yükleyebilir..(Deli, psikolojisi bozuk, dengesiz.. )Bu arada akıllara gelir mi gelir? Alkol filan kullanmıyorum :D Ya da ilaçlar filan.. Psikolojimde sağlamdır, kolay kolay bozulmaz.. Depresyon mu bu diye düşündüm..Hayır ya hu, depresyona gireceğim bir durum olmadı..Bir günlük sendrom sadece…

Halen gülümseyerek hatırlıyorum.. Rüzgarda her tarafımın kum olmasını.. Pizzanın üzerine ketçap ve mayonezle yazı yazdığımı, çamura elimi bulaştırıp arkadaşımın elini batırdığımı.. Buz gibi soğuğu yediğimi..Gıcık gıcık ,yalandan bozma espriler yaptığımı… Ve gülümsediğimi…

Kısacası bu güne dair her şeyi aklımın bir köşesine koyup, gülümsemek istediğimde hatırlayıp gülümseyeceğim…
tarih:2.01.2010

Karadeniz e atlayıp Rusya dan çıkma fikrini veren arkadaşıma sonsuz teşekkürler…  :D ;)

Eski Gönderiler »

Kategoriler